Kazadan birkaç yıl sonra, nedenleri hararetli tartışma programlarına konu olup, reyting rekorları kıracak sansasyonel konular eşliğinde annem ve babam boşanmaya karar verdiler. Daha doğrusu benden bu konuya ilişkin izin aldılar. Tüm pedagogları ayağa kaldırmak adına bu izni 7 yaşımda verdiğimi belirtmek isterim 🙂
O zamanlar bana çok doğal gelmişti bu konunun benimle konuşulması. Çünkü annem bu kadar büyük bir sorumluluğu kendi kendine almak istemiyordu ve eğer ben de izin verirsem ileri de bu karar ile ilgili “neden” diyemeyecektim. Oldukça yaralayıcı terapi seanslarım sonunda farkettim ki o gün kazadan sonra bir kez daha çocuk olma hakkım elimden alınmıştı. Bununla ilgili annemi suçlamadığımı belirtmek isterim. Annem ile olan ilişkim babamla olandan daha karmaşık. Annem, çoğu zaman reddetmek istesem de, bu hayattaki en yakın arkadaşım (annem bu kısımda kesinlikle ağlıyor :D). En yakın arkadaşım olduğu için de bu hayatta hem çok sevdiğim hem de muhtemel en çok kızdığım insan annem.
Bazen o genç yaşında yaşadığı bunca zorluğu nasıl atlattığını aklım almıyor. Ne de olsa 20li yaşlarında genç bir kızken kocasının altına bez bağlamak herkesin yapabileceği bir şey değildir diye düşünüyorum. Bazen de en basit şeylerde nasıl aksiyon alamadığı, kendini nasıl çaresiz bıraktığını görünce akıl tutulması yaşıyorum. Sanırım yaşadıkları, kırılan umutları, üstesinden gelmek zorunda kaldıkları onu yıprattı. Kim bilir belki annem de çocuk olmak isteyip olamamıştır…
Annem ve babamın boşanma süreci çocuk zihnimde silmeyi başardığım tramvalardan bir diğeriydi. İnanın tek bir anını bile hatırlamıyorum. Sanki bir gün babam, annem, ben yaşadığımız evimizde bir uykuya daldım ve sabah uyandığımda artık hayatımıza annem ve ben olarak devam ediyorduk. Bu döneme dair abartıp travmatize edebileceğim bir an yoktu dürüst olmak gerekirse. Hayatta tek sevmediğim şey babamla görüşmem gereken günlerdi. Çünkü ben çok küçüktüm ve babam çok hastaydı. Sürekli küfrediyor, sürekli bağırıyor ve her şeye kızıyordu. En çok da babam dedemle ilgili hakaret ettiğinde üzüldüğümü hatırlıyorum. Çünkü dedem babamı çok seviyordu ve dedem yalan söylemezdi, babamın da dedemi çok sevdiğini biliyordum.
Ne oldu da babam dedemden bu kadar nefret etti diye düşünürdüm hep. Anneme sorduğumda, Ecem baban hasta derdi. Hayatta duymayı en sevmediğim cümleydi bu. Hasta bir babanın kızı olmak. Çünkü babamla sokakta yürürken herkes bize bakardı. O yüzden, 32 yaşına gelmeme rağmen sakat ya da otizmli birini gördüğümde hep utanırım. Sanki onlara bakarsam, yanlarındaki kişiyi üzerim gibi gelir hep. Gözlerim dolar, ben sizi anlıyorum demek gelir içimden. Aslında anlayamam, çünkü herkesin hikayesi farklıdır. Ama yine de onlara destek olmak isterim, sanki bir anlığına onların acısını hafifletebilecekmişim gibi.
Velhasıl, hasta bir babayla zorlu yıllar geçirmeye başladım ondan sonrasında. Babam beni çok seviyordu biliyordum. Ama annemlerin bana anlattıkları o cesur, özgüvenli, beni de öyle yetiştiren adam değildi babam. Duyguları çok çabuk değişen, gülerken bir anda bağırmaya başlayan, annemle ilgili bir şey söylediğimde bana küfreden bir adama dönüşmüştü. Hatırlıyorum da o zaman babamlara gittiğimde duvarda resmi asılı olan dedemle konuşurdum. Mehmet dedem, babamın babası.
Yorum bırakın